Warning: Use of undefined constant WP_DEBUG - assumed 'WP_DEBUG' (this will throw an Error in a future version of PHP) in /home/argeartcom/public_html/blog/wp-config.php on line 59
Yaratıcı Olmak İçin Dünyaya Gelen Beyinleriz - Ücretsiz SEO ve Dijital Pazarlama - ArgeArt Blog
Bilgi Havuzu

Yaratıcı Olmak İçin Dünyaya Gelen Beyinleriz

Bizler yaratıcı olmak için dünyaya gelen beyinleriz. Yanlış anlamayın, tüm insanlardan bahsediyorum. Reklam dünyasındakiler daha yaratıcı olmalı, yaratıcılık yükünü şirketler adına reklamcılar üstlenmelidir düşüncesine karşıyım ben. Gelin bu konunun üzerine gidelim biraz.

Yaratıcılık, İnsanoğlunun Doğasında

Yaratıcılığın Doğası

Bizleri günümüz teknolojisinin içine o kadar çok girmişiz ki insanoğlunun doğasını gözden kaçırır olmuşuz. Bundan binyıllar önce insanların elindeki mızraklardan başka bir şeyi yoktu. Bugünün teknoljilerini elde etmemizi sağlayan asıl şey yaratıcılığımızdır. Hem de belli bir grubun yaratıcılığı değil, farklı kafaların ortaya koyduğu geliştirme içgüdüsü.

Yaratıcılığı, hayal kurma yetisi ya da herkesin baktığından farklı bir açısı keşfetme gücü olarak tanımlıyoruz.

Yaratıcılık bununla sınırlı değil.

Netflix’in “Yaratıcı Beyin” belgeselinde bu becerinin temelleri anlatılıyor (herkes için öneririm). Aslında şimdiye kadar yapılan tüm bilimsel çalışmalar, coğrafi keşifler, ortaya çıkan harika tonlar ve daha birçok gelişimin her birinin ilk adımının yaratıcı bakış açısı olduğu anlayacaksınız, eğer izlerseniz tabi.

Yaratıcılık İçin Beyninizi Beslemelisiniz

Belgeselde en çok vurgulanan konu, “Ne kadar farklı alanlardan beslenirseniz, beyninizin yaratıcılık kapasitesini o kadar genişletirsiniz.” Tam da günümüzün çalışan insan problemlerinden birine giriş yapmak için değinilmiş bir konu, öyle değil mi?

Bu tezin temelinde yatan düşünce şu:

Beynimiz verileri depolar ve çeşitli verileri harmanlayarak ortaya yenilerini çıkarır. Bu nedenle farklı alanlardan beslenen beyin, bir sorunla karşılaştığında çözüm üretmek için farklı alanlardaki tecrübelerden yararlanır.

Çeşitlilikten Doğan Yaratıcılık

Mesela SEO ile ilgili bir sorunu çözmek için voleybol oynarken kazandığım bir tecrübeden yararlanabilirim. Voleybolda doğru oyuncunun topla doğru yerde buluşması için geri kalan 5 oyuncunun en doğru şekilde alana yerleşmesii gerekir. Böylece hücum için belirlenen oyuncuyu beslemenin en optimal yolu oluşturulur. Ben de bunu otoriter domain için link inşasında kullanabilirim.

Günümüz Çalışanlarının Problemi Çeşitli Tecrübelere Zaman Ayıramıyor Olmak

Belgeseli izlerken aklıma ilk takılan sorunlardan biri günümüz çalışma dünyasında işten başka aktivitelere vakit ayıramıyor olmamızdır. Birçok şirketin çalışanlarından beklentisi, sadece ve sadece işine odaklanması oluyor.

Kısaca bahsedelim, sonuçta çalışanların birçoğu bu sorundan muzdarip

Daha verimli bir şirket yapısı hayal eden yöneticiler, çalışanlarının daha motive çalışması için ofiste geçirdikleri süreyi eğlenceli hale getirmeye çalışıyor. Ofiste geçirilecek 10 saat daha keyifli hale gelirse, çalışanların da yaratıcılıklarının gelişeceği düşünülüyor. Peki yukarıdaki teoriden yola çıkarak bu çalışanların ne kadar yaratıcı olacaklarını gözden geçirelim.

Ofiste geçirdiği süre artan çalışanlar işine daha çok odaklanmış olacak, daha fazla çalışacak ve daha çok işgücü ortaya koyacak (eğer her şey yolunda giderse). Öte yandan Galatasaray’ın şampiyonluğuyla pek ilgilenmeyecek, sokaklarda bayrak sallayıp mutluluğunu paylacağı bir motivasyonu olmayacak. Çimlere sırtüstü uzanıp, ağaçların arasından sızan güneş ışınlarının yüzünde hissettirdiklerinin ne kadar rahatlatıcı olduğunu da bilemeyecek. Onun yerine bunu bir zaman kaybı olarak görecek (biliyorum çünkü yaşadım). Hatta ailesiyle birlikte akşam sohbetlerinin de zaman kaybından başka bir şey olmadığını düşünecek çünkü yapılacak çok iş var. Sonuç olarak arkadaşlarla haftada bir oturulan 2 saatle memnun olmaya çalışacak.

İşe gittiğinde ise “Ben sınırları zorlayan biriyim diye düşünürken, henüz kendi döngüsünün bile dışına çıkamayacak.”

Bizler sınırları zorlamayı çok yanlış anlamışız.

Bize sınırları zorlamalıyız dediklerin kimsenin düşünmediklerini düşünmeliyiz, insanların yaptıklarının daha da ötesine gitmeliyiz diye anladık. Evet bunları yapmalıyız zaten ama belki de sınırları zorlamak bu değildir. Belki de bir dairenin tek tarafını zorlamak sınırları gerçekten zorlamak değildir.

Sınırları Zorlayın

Haydi şimdi sınırları zorlama kavramını yeniden değerlendirelim. Bugüne kadar birey olarak birikimlerimizle kendimize bir daire oluşturduk. İçini de şu ana kadarki tecrübelerimizle doldurduk. Çatal tutmayı, topu atmayı, okumayı, şiir yazmayı, basit makineler yapmayı öğrendik. Şimdi sınırları zorlayacağız:

Hafta sonu iki günlük bir seyahate çıkalım. Navigasyonla bir  oteli bulmayı deneyelim.

Golf oynamayı deneyelim, belki topu kaybetmeden delikten geçirmeyi beceririz 🙂

Fizik öğrenmek için geç kalmış sayılmayız. Yeni teoriler yaratmasak da bir gün işimize yarayacağına eminim.

Dünyaya daha iyisini yapmak için geldik. Yaratıcı beyinlerimiz var ve üretmek için kodlanmış. Bizim tek yapmamız gereken onu beslemek ve sorunlarla karşılaştığımızda çalışmasına izin vermek.

Bonus

İnsan beyni veriyi değerlendirmek için gelişmiştir. Her gün aynı şeyleri yapan beyin tembelleşir. Döngünün içinde kaybolup gider. Farklılıklardan beslenen bir beynimiz varken, ona işkence yapmamalıyız. Kullanalım.

ArgeArt

2010 yılından bu yana birçok sektörden sayısız firmaya entegre web çözümleri sunan bir dijital reklam ajansıyız! Sektörde geçen bu 11 yılda onlarca firma, yüzlerce proje ve binlerce memnun müşteri kazandık. Birlikte çalıştığımız firmalar için mükemmel sonuçlar sağlayarak birlikte büyür ve gelişiyoruz!

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu